Üye Girişi

İzgören Kitapları

Advertisement

Anket

Kariyer gelişiminde sizce en etkili unsur hangisidir?
 

İstatistikler

Üye Sayısı: 12658
Yazı Sayısı: 1246
Web Bağlantıları: 1

Şu anda kim sitede

Şu anda 22 misafir bağlı

Linkler

http://www.elmayayinevi.com/

izgorenakin-logo.gif

3bcozumler-logo.gif

tup.jpg

blogmabilgi.jpg

 

 

berkhan esmer  

Ne de Olsa Kadınım, Kadınsın, Kadınız! (3)
 
Yazan: MİNE EGBATAN,
Okunma Sayısı 515    
Beğenilme 32

 aile_ii_iddet_3.jpg

KADIN SIĞINMA EVLERİ KATEDİLMESİ GEREKEN DAHA ÇOK YOL VAR!

Kadına yönelik şiddet zaman mekân dinlemeden ortaya çıkıyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günüydü. Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde kadınlar eylemler düzenlediler bir kez daha dur diyebilmek için şiddete; ancak yine meydanlarda şiddetle karşılaşan onlar oldular, kendi mücadele günlerinde bile. Oysaki onlar şiddeti sonlandırmak için seslerini duyurmaya çalışıyorlar, buna çözüm bulmak için haklı taleplerini dile getiriyorlardı. Bu taleplerden biri de şiddete maruz kalan kadınların umudu olan kadın sığınma evleriydi ülkemizde sayıları 49’u geçmeyen ve son Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda sayılarının arttırılması gerektiği belirtilen. Kadına yönelik şiddet üzerine ilk yazımın devamı olarak şiddet gören kadınların yol göstericisi, umudu, can suyu olan kadın sığınma evleri üzerine Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsü bir feminist olan Ülfet Taylı ile röportaj yaptık kadın sığınma evlerinin kuruluşundan tutun amaçlarına, sorunlarına ve en önemlisi bu sorunların nasıl çözüleceğine dair. Umarım hepinize, hepimize yol gösterici olur kadın sığınma evlerinin önemini anlamak, şiddete karşı çıkmak ve bu mücadelenin bir parçası olmak için…

Mine Egbatan: Kadına yönelik şiddeti önleme hususunda farkındalık yaratmak amacıyla yapılan kampanyaların önemi yadsınamaz. Bunun yanı sıra kadın sığınma evlerinin açılması da çok önemli bir durum. Türkiye’de kadın sığınma evlerinin açılması sürecinden, bu konuda yapılan çalışmalardan bahseder misiniz?

Ülfet Taylı: Türkiye’de kadına yönelik şiddete karşı feministler ilk kez 1987 yılında bir kampanya başlattı. Bu kampanya önemli ölçüde farkındalık yarattı, basında geniş yer buldu, kadınlardan destek gördü. Kampanyanın taleplerinden biri kadın sığınaklarının açılmasıydı. Sığınaklar şiddete uğrayan kadınların geçici bir süre kalabilecekleri, bu süre içinde kadın dayanışması ile tanışacakları, destek alacakları, şiddetsiz bir yaşama adım atacakları yerler olarak öngörülmüştü. Kampanyanın gördüğü destek nedeniyle bazı belediyeler sığınak açma girişiminde bulundular. Ancak sadece Ankara’da Altındağ Belediyesi açtığı sığınağı feminist kadınlarla birlikte yürüttü. Kampanyanın ardından İstanbul ve Ankara’da feministler sığınak açma hedefi ile bir araya geldiler. Çünkü somut bir ihtiyaç ortaya çıkmıştı. Türkiye’de de bütün dünyada olduğu gibi her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitiriyor, sakat kalıyordu. İstanbul’da Mor Çatı ve Ankara’da Kadın Dayanışma Vakfı kuruldu. Ardından Türkiye ölçeğinde kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden, dayanışma merkezi açan, sığınak açma yönünde çalışma sürdüren birçok kadın örgütü oldu. Bunların kendi aralarında bilgi ve deneyim paylaşımı ihtiyacı doğdu. Kurultaylarda bir araya gelmeye başladılar. Erkek şiddetine karşı mücadele, bu konuda farkındalığın yükseltilmesine yönelik ortak politikalar geliştirmeye başladılar. İlk kampanyadan bugüne sürdürülen mücadelenin elle tutulur sonuçları oldu. Yasal değişiklikler yapıldı, sığınak sayısı arttı.
 
M.E: Kadın sığınma evlerinin şiddete maruz kalan ve bu evlere yerleşmek isteyen kadınlara sağladığı olanaklar nelerdir? Diğer bir deyişle kadın sığınma evlerinin misyonu nedir? Kadın sığınma evlerine başvurmak isteyen kadınların nasıl bir yol izlemesi gerekiyor? 

Ülfet Taylı: Kadın sığınma evlerinin kadınların şiddetten uzak bir yaşam kurma yönünde güçlendirilmesi misyonunu yerine getirebilmeleri çok önemli. Birçok kadın için sığınak son umut. Eğer kendisine ve çocuklarına verilecek destekler yeterli olmazsa kaçınılmaz şekilde şiddetin yaşandığı ortama geri dönmek zorunda kalabilirler. Ne yazık ki genel olarak sığınaklarda verilmesi gereken psikolojik, hukuki, sosyal destekler yeterli değil. Örneğin şiddet uygulayanı evden uzaklaştıran 4320 (Ailenin Korunmasına Dair Yasa) konusunda bile yeterli bilgi verildiği söylenemez. Kadının sığınakta kalış süresi, nasıl ayakta kalacağına bakılmaksızın kısaltılmaya çalışılıyor. “Kurallar böyle” kadınların en sık duydukları yanıt. Oysa her kadının güçlenme süreci birbirinden farklı. Sığınakta kalma süresi saptanırken bu göz önüne alınmalı. Ayrıca şiddetten uzak bir yaşam kurabilmesi sığınakta kendisinin ne ölçüde desteklendiği ile yakından ilgili. Bunlar bizim Mor Çatı gönüllüleri olarak gözlemlerimiz. Biz Mor Çatı’nın dayanışma merkezi ve sığınağında farklı bir model ortaya koymaya çalışıyoruz. Kadınları sorgulamıyoruz, kendi çözümlerimizi dayatmıyoruz, hiyerarşik mekanizmalar kurmuyoruz, böylece yeni iktidar biçimleri yaratmaktan uzak duruyoruz. Önemli olan onların kendi kararlarını verebilmeleri. Kararları ne olursa olsun bu süreçte Mor Çatı’nın kendilerini destekleyeceklerini biliyorlar. Nitekim Mor Çatı’nın sığınağında kalan kadınların şiddetten uzak yaşam alternatifi oluşturma ihtimalleri oldukça yüksek.

M.E: Kadın sığınma evlerinin sayıları yetersiz, son AB İlerleme Raporu’nda da kadın sığınma evlerinin çoğaltılması gerektiği belirtiliyor. Nüfusu 50 binin üzerinde olan belediyelerin sığınma evi açma zorunluluğu varken bu zorunluluğu yalnızca birkaç belediye yerine getiriyor. Kadın sığınma evlerinin sayılarının artması için ne tür çalışmalar yapılmalı, ne gibi yaptırım mekanizmalarına ihtiyaç var?
 
Ülfet. Taylı: Belediyeler Yasasında, Başbakanlığın 2006/17 sayılı genelgesinde belediyelere ve kamu kuruluşlarına sığınak açma konusunda, şiddete karşı mücadelede sorumluluk yükleyen düzenlemeler var. Ancak hiçbir yaptırım uygulanmıyor. O yüzden çok az sayıda belediye bu sorumluluğu yerine getirdi. Belediyeler kendi bünyelerinde sığınak açmaya başladıktan sonra çok önemli bir sorun su yüzüne ortaya çıktı. Bu sığınakların uluslararası ilkeler doğrultusunda yürütülmesi, feminist analizlerden yararlanılması düşünülmüyor. Sığınaklar aslında erkek şiddetine karşı mücadelenin araçları. Hem yaratacakları farkındalık, hem kalan kadın ve çocuklara şiddetten uzak yaşam alternatifi sunulabilmeleri açısından. Bu yönüyle çoğu sığınağın işlevsiz kaldığı görülüyor. Kadın örgütleri sığınakların nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda kampanya ve savunuculuk çalışması yürütüyor.

M.E: Mor Çatı Türkiye'de kadına yönelik şiddete karşı mücadele amacıyla kurulan ilk örgütlenme olmasıyla büyük öneme sahip. Mor Çatı gönüllüsü olarak Mor Çatı’nın kuruluş sürecinden, Mor Çatı bünyesinde yapılan çalışmalardan bahseder misiniz? Şiddete uğrayan kadınlar sizinle nasıl iletişim kuruyorlar ve Mor Çatı onlara ne tür yardımlar sağlıyor?

Ülfet Taylı: Mor Çatı 1990’da yukarıda sözünü ettiğim “Koca Dayağına Karşı Kadın Dayanışması” kampanyasını yürüten bir grup feminist kadın tarafından kuruldu. Kuruluşundan bu yana da aile içinde kadınların yaşadığı şiddete karşı bir dayanışma merkezi faaliyeti sürdürüyor. Şu ana kadar 20 binin üzerinde kadına gönüllüleri aracılığıyla psikolojik, hukuki, sosyal destek verdi. Dayanışma merkezinin yanı sıra 3 ayrı sığınak faaliyeti yürüttük. Bunlardan 1995–98 yılları arasında sürdürülen faaliyet bağımsız bir çalışmaydı. Ardından 2005–2008 yılları arasında Beyoğlu Kaymakamlığı ile işbirliği içinde bir sığınak çalışması yürütüldü. Şu anda da Şişli Belediyesi’nin giderlerinin bir bölümünü karşıladığı bir sığınağımız mevcut. Mor Çatı sığınak faaliyetini yukarıda özetlediğim çerçevede bir model ortaya koyabilmek amacıyla sürdürüyor. Bu çalışmadan elde ettiği deneyim ve birikimi kadın örgütleri ile paylaşıyor. Devletin, kamu kuruluşlarının kadına yönelik şiddet konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesine yönelik kampanyalar, savunuculuk çalışmaları yürütüyor. Diğer kadın örgütleri ile birlikte kadınlar lehine yapılacak her türlü düzenlemede Mor Çatı taraftır. Çünkü kadına yönelik şiddetin kökeninde toplumda var olan kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlikler, ataerkil sistem yatıyor. Bu nedenle şiddete karşı mücadele ataerkil sistemi değiştirme mücadelesi aynı zamanda.

M.E: Kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla sığınma evleri açılıyor, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına dair Kanun çıkarıldı, AİHM’in Türkiye aleyhine karar verdiği Nahide Opuz davası ve son AB İlerleme Raporu belki kadına yönelik şiddeti önleme konusunda daha güçlü, etkili ve köklü reformların yapılmasının yolunu açacak. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için şu an yapılan uygulamaların eksik yönleri neler ve bu eksikliklerin giderilmesi için neler yapılmalı, ne tür politikalar izlenmeli sizce?

Ülfet Taylı: Kadına yönelik şiddetin önlenmesi yönünde kadın hareketinin uzun süredir yürüttüğü mücadele sonuçlarını verdi. Kadınlardan yana bazı yasal düzenleme gerçekleştirildi. Ancak uygulanmaları yönünde ciddi sorunlar var. Çünkü erkekler bulundukları bütün alanlarda sahip oldukları iktidarı kolay kolay bırakmayacak gibi görünüyor. En başta bütçe sorunu var. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye her düzeyde yeterli bütçe ayrılmadığından, söylenenler havada kalıyor. Emniyet, ya da hâkim, savcı gibi adalet mekanizmalarında yer alanlar 4320 sayılı yasanın uygulanmasını sağlayamıyor. İstanbul’da bile hala ve ısrarla kadınların başvurduğu çok acil durumlarda bile 4320 kararı vermeyen hâkimler mevcut. Sığınaklarda kalan çocukların pek çoğu bürokratik engellerden dolayı okula gidemiyor. 12 yaşından büyük erkek çocuklar sığınaklara alınmadıklarından birçok kadın sığınakta kalamıyor; sığınak ve dayanışma merkezlerindeki işleyiş, kadınların ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğunu göz önüne alarak düzenlenmiş değil. Valilik ve kaymakamlıklar sığınakların açılmasından, desteklenmesinden doğrudan sorumlu olan kurumlar. Bünyelerindeki yardımlaşma vakıflarının oldukça geniş bir bütçesi de var. Ancak vakıf yöneticileri arasında belki de hiç kadın yok, üstelik bu yöneticilerin hiçbiri kadına yönelik şiddete karşı mücadelede üstlendiği sorumluluğun farkında değil. Bakanlıklar, AB, BM gibi uluslararası kuruluşlardan aldıkları fon desteği ile bazı projeler yürütüyor. Bu projelerin olumlu sonuçları oldu, küçük de olsa polis eğitimleri gerçekleştirildi. Ancak kadına yönelik şiddete karşı mücadele sadece bu projeler aracılığıyla sürdürülemez, kalıcı sonuçlara, kalıcı politikalara ihtiyaç duyuluyor. Kadın örgütleri süreci yakından izliyor, CEDAW gölge raporlarında, kurultaylarda neler yapılması gerektiğine ilişkin görüşler dile getiriyorlar.


Mine EGBATAN


Oyla (32)

Okuyucu yorumları (1)
Yazan alpicoz, Tarih: 21-01-2010 07:24,
1. Kadın Sığınma Evleri
Yazınız için teşekkür ederim. Ben önce bir insan sonra da bir erkek olarak kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve sonra da toplumsal gelişime destek olmasını destekliyorum. Erkek merkezli bir toplum düzeninde bütün kurumların erkek ihtiyaçları ön planda tutularak düzenlendiği için kadınların ve kız çocuklarının ihtiyaçları hep gözardı edilmiştir. "Kadının yeri erkğinin yanı" ya da "Kadın erkeğin tarlasıdır" diyerek toprak parçası kadar değer verilmemişlerdir. O nedenle kadınların zor şartlada sığınacağı bir yer olması çok önemli ve anlamlıdır. Desteklenmesi de görevdir.
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
» Yorumu cevapla...

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

Hakan Yaman Anısına-Kelimenü

Gen-kaz (devralmak)
Bir kimseye atalarından miras kalan arızalı genler. Bu kişi, sağlığına ne kadar dikkat ederse etsin, gen...


Hakan Yaman Kimdir?

Türkiye Uğur Böcekleri Projesi

Yaklaşan Etkinlikler

Etkinlik yok
©2009 İZGÖREN.com
Bu web sitesi Aslihan İnternet Hizmetleri tarafından hazırlanmıştır.