İstatistiklerÜye Sayısı: 12658
Yazı Sayısı: 1246
Web Bağlantıları: 1
Şu anda kim sitedeŞu anda 12 misafir bağlı
|
 |
…Koklardı. İçindeki o; hiçbir şeye uymaz boşluğu doldururcasına beni solurdu. O kadar yaşarcasına ve onun hakkıymışçasına yapardı ki bunu, nefesinde uyandım geceler boyu.
Bilmediği bir mercanda kaybolduğunu henüz anlamış küçük bir balığın solungaçları gibiydi burun kanatları konuşurken. Odanın loş sessizliğine ayak uydurmuştu. Sığındığı kuytusunun önüne kar yağmakta olan bir ceylanın üşüyen bakışları gibi dalıp gitmişti gözleri, anlatırken. |
Yüzünü seversin önce. Yüzündeki anlamı sever ve o anlama dokunabilmeyi dilersin sevdiğinin. Sevmek biraz da; o bulduğun anlama inanmaktır. Dokunurdu bana; daha önce kimsenin dokunmadığı gibi.
Dinleyen anlatılanları sanki sesini hiç çıkartmamaya söz vermiş gibi dinliyordu. Ara sıra odaya doluşan sessizliği rüzgâr; haşarı çocukları odadan çıkarırcasına önüne katıp sürüyordu.
Ses tonunda teselli yoktu anlatanın. Dinleyense tek bir soru bile sormamıştı en başından beri. Dinlenildiğinden kuşku duymadan başını hafifçe çevirdi gözlerine baktı genç kızın. Zamanın gözdesi olunacak yaşların henüz başındaydı, gördüğü genç kız. Yaşadığı odayı güzelleştirense yalnızca kızın kendisiydi. Özellikle derme çatma olsun istenmişçesine bir oda. Dört duvar, bir penceresi ve tavanı olmasaydı içindekiler oda demeye yetmeyecek kadar baştan savmaydı.
Genç kıza ve yaşamaya çalıştığı bu karanlığa bir kez daha baktı. Bebekler! diye sürdürdü konuşmasını. Kokusundan tanırlar annelerini. Ve insanoğlu doğduğunda ilk kokusunu sever birisinin. Anne de bebeğini sever; o kokuyu ve dokunuşu unutmaz ömür boyu.
Bazen burnunu çenemle boynumun birleştiği yerde kaybederdi adeta ve dakikalarca öylece kalırdık diye heyecan ve özlem karışmış ses tonuyla sürdürdü; dokunurdu… Parmaklarının ucu tenime her dokunduğunda bilirdim beni hiç bir şeye değişmeyeceğini. Ve özellikle konuştururdu sesimi duymak için. Sesimi dinler gülümserdi. Söylediği her sözcüğü gülünecek kadar dillendirebilen yeni yürümeye başlamış çocuklar gibi hissederdim kendimi. Yine de o gülümsesin diye seçerdim sözcükleri bir şarkıyı söyler gibi.
Konuk, odaya geldiğinden beri ilk kez derin bir iç çekti anlattıklarını özlediği her halinden belliydi. Genç kızdan haylice yaşlı ama neredeyse aynı güzellikteydi. Araya sıkışan kuşakları güzel boynuna kolye yapacak kadar kendinden emin ve dingindi sesi.
Bir süre sustular. Böyle anlar vardır. Biri başlasa da ben sürdürsem cinsinden bir suskunluktur bu. Ama konuk biliyordu suskunluğun çok şey sorduğunu. Olgunluk suskunluğu bozdu ve “Seyrederdi!” dedi. Seyrederdi sanki biraz sonra gidecekmişim gibi ama bir gün kendisi gitti.
İlk kez soran gözlerle baktı genç kız. Neden i, niçin i hatta gittiği zamanı sordu bakışları. Ve dudağında eğreti bir tebessüm ile “Gitti!” diye yineledi.” Neden i, niçin i ve döneceği zamanı da yanına alarak gitti!” dedi. “ Ve bir daha dönmedi!” deyiverdi genç kız çok ağır bir yükü konuğunun omzundan almak ister gibi.
“ Dönemezdi!” dedi. Yükünü vermedi. Yıllardır omzundakiyle yürümeye alışmış seyyahlar gibi.
Pencereye çevirdi bakışlarını genç kız, duydukları incitmişti.
Ama yarım bırakmadı, genç kıza ilk kez dokundu parmakları geldiğinden beri; “Önce inanmıyorsun böyle bir gidişe, zamanı değil diyorsun; henüz değil. Oysa hangi gidiş zamanında ki… Ardından susuyorsun!” dedi. “Gidenin gidişine duyduğun öfke alıyor suskunluğun yerini ve en sonunda gidenin dönmeyişiyle isyana dönüşüyor duygularının seli.” Önüne düştü bakışları anlatmaktan değil hatırlamaktan yorulur gibiydi.
“ Üşüdün mü” dedi genç kıza;” Evet” dedi genç kız; “Üşüdüm!” “ Ben de üşümüştüm, bir başıma yokluğun ardında kalandım. Ve inanır mısın güzel kız; sanki giden değil her şeyimle ben yalandım!”
“Ayakkabı benimdi!” deyiverdi genç kız. “Ayakkabı benimdi.” Konuğuna doğru dillendi sitemi; “Benimdi…” deyiverdi. “Biliyorum!” dedi; daha olgun olan. “Senindi…” Ömrü haksızlığın her türlüsüne alışarak geçmiş bir yüreğin ilk başkaldırışıydı belki de yaşanan. Üvey annesinin, kardeşlerinin kendisine reva gördüklerine değildi sitemi.” Benimdi” deyiverdi. Kendisinde kalan teki gösterip giyiverdi ayağına. “Bak istersen” dedi.” Benim…”
Biliyorum bile demeden dinledi beriki. Genç kızın gözlerindeki isyanı söndürmek için biriken yaşlar akmak üzereydi ki; “Biliyorum” diye yineledi. “Ayakkabı senindi ama sen onun değildin…”
“ O kadar iyi yürekliydin ki dualarında bile yalnız sevgi diledin. O kadar içtendin ki sana sunabileceğimiz en güzel şeyse bir sevgiliydi. Evlenip prensesim diyeceği insanı tüm ülkede arayan prens de aslında dileğinin gerçekleşmesinden başka bir şey istemiyordu. İyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın sonsuz savaşında biz periler bile yalnızca birer ayrıntıyız. Bazen elimizde sopamız bazen kanatlarımızla kaderin hizmetkârlarıyız.
Ne sen, ne de evlenmeyi hayal eden prens bilerek yanlışı seçmezdiniz. Ama seçim de bir sınavdır insana ve her sınavda ödül yolun sonunda değildir. Bazen yolun kendisi ödüldür; yaşam gibi. Sıkıntılarla dolu bir yaşamı ödül kabul ettiğin için seçildin. Oysa prens, seçimini bir ödül bildiği için kaybetti.
Genç kızın bakışlarındaki hüznü silemedi perinin sözleri. Anladı, sakin ve anlayışlı ses tonuyla Cindrella’ ya; “Yine de bekledik” dedi. “Baloda seninle karşılamasına izin verdik. Onun için ödül neydi, seçtiği yolu bilmek istedik. Sana dokunmasına, görmesine ve baloda dans ederken kokunu hissetmesine sevindik.”
O gece pek çok kızı gördü ve kendince seni seçti. Kokusunu hissettiği, yüzünü gördüğü ve dokunabildiği prensesini bir ayakkabı tekine esir etti. O ayakkabı üvey kardeşinden başka ülkedeki pek çok kızın da ayağına olabilirdi. Prens yaşadıkça görecek, aslında yüzü, teni, sesi, kokusudur sevgi. Ödül, yolu seninle yaşamaktı Cindrella; prens yolu değil, koyduğu ödülü seçti...”
Ahmet NACAR
|
|
Hakan Yaman Anısına-Kelimenü
Kuramsar
Sürekli, gelecekle ilgili olumsuz kuramlar uydurarak enseyi karartan, felaket tellalığı yapan, moral...

Hakan Yaman Kimdir?
Türkiye Uğur Böcekleri Projesi
|