|
|
Çocuklarımdan Öğrendiklerim |
 |
|
Biz yetişkinler hayata dair düşünüp duruyoruz. Hayatın karşımıza çıkardıklarını ciddiye mi almalı yoksa gülüp geçmeli mi diye boyuna tartışıp duruyoruz. Biz bunlarla uğraşırken, birde baktım ki çocuklarımın hiç böyle dertleri yok. Felsefe yapmaya gerek duymadan, her günü doyasıya yaşıyorlar. Her yaptıklarından, her yeni öğrendiklerinden bir başka mutlu oluyorlar. Hal böyleyken düşündüm taşındım 5 ve 3 yaşındaki çocuklarımından öğrenebileceklerimin listesini yaptım.
1.An’da Olmak: Çocukların hayattan bu kadar zevk alabilmeleri, her koşulda mutlu olabilmeleri an’da kalabilmeleri ile ilgili. An’da olmak hem farkındalığımızı artırır hem de bizim hayatla daha çok bağ kurmamıza neden olur. Çocuklarımla ne zaman dışarı çıksam genelde 5 ile 10 dakika arası en az bir çığlık ile kalbim yerinden çıkacak gibi olur. Çocuklarım çığlık atıyor çünkü mutlaka ilgilerini çeken bir şey buluyorlar etrafta. ‘aaaaa uğur böceği’, ‘aaaa karınca’ ama mutlaka bir şey var, etrafta farkına varacak. Hiçbir zaman geçmişi ya dabaşka bir şeyi düşünerek anın güzelliğini bozmuyorlar.
|
|
|
|
Dün kü O, Bugün kü Ben, Yarın ki Kim? |
 |
|
İnsanlar bana göre 3 gruba ayrılır. Bunlar “Dünde Kalmışlar” , “ Bugünü Yaşayanlar” , “Yarını Düşünenler”. Peki siz hangi gruptasınız?
Bu soru günlük yaşamda çok fazla kendini hissettirmeden çıkar karşımıza. Hepimiz mutlaka gün içerisinde milyon defa geçmişimize döner ya da geleceği düşünürüz farkında olmadan.
“Yapmasaydım şunu/ iyi ki yapmışım bunu” deriz. Ama burada tehlikeli bir durum ortaya çıkar.
İlk durum da geçmişin pişmanlıklarıyla bu günü göremezsiniz. Kendinize öyle acımasız olursunuz ki. Bunun en büyük sebebi de doğru yolu, cevabı bilmenize rağmen müdahale edemeyişinizdir, dünde kalmış size yabancı olan “O” na. Boğulur kalırsınız geçmişin hırslarıyla. İlk durum siyahtır, ikinci durum ise karanlık bir pembedir. Kendinizle sürekli gurur duyarsınız. Geçmişteki “O”nu öyle bir sahiplenirsiniz ki. Ne de olsa sizin aklınızdır ona o kararı aldıran. İzlersiniz gururdan bir pencereden “O’nu” sürekli. Ama o pencereden bakarken bu günü görmezsiniz karanlık pembeliği de oradan gelir zaten.
|
|
|
 |
|
Türkiye Uğur Böcekleri Programı kapsamında ilköğretim öğrencilerimiz beyaz uğur böceklerimiz. Otobüste yaşlılara yer veren, çevrelerindeki hayvanları koruyan ve besleyen, dürüst davranan, ülkesini çok seven, yerlere çöp atmayan ve çöp atanları uyaran, suyu gerekli olduğu kadar kullanan ve çevresindekilere her zaman iyilik yapan kişiler.
Ceceli Okullarından “Hasan Berke İbiş - Mehmet Fatih Ağdağ - Yusuf Tunahan Bolat - Metehan Alıcı - Çağla Kılıç - Rıza Berke Demir - Sudenay Akdemir - Erva Üngör - Lara Rasihd” bizim beyaz uğur böceklerimiz.
Hep birlikte ;
· Meyve çekirdeklerini ekmişler,
· Sokakta kalan hayvanlar için su ve ekmek bırakmışlar.
Sen de posterde göreceğiniz iyilikleri hayata geçirerek başlayabilirsin. Yaptığın iyilikleri e-posta yoluyla
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresine yazarsan internet sitemizde yayınlayabiliriz. Böylece beyaz uğur böceği olmak isteyenler seni de örnek alabilirler.
|
|
|
|
70 gündür denizdeyim, GPS cihazımın sayacı 2195 deniz mili gösteriyor ve denize açıldığım Lüderitz iskelesi 1968 deniz mili geride kaldı. Yaşam alanıma giren kuş pisliği şu an sağlığıma olan en büyük tehdit. Ayaklarım çıplak ve silkelenen teknede yer değiştirirken hep dört ayak üzerindeyim, yani bu pisliği kabine taşımak ya da yiyeceğime bulaştırmak zor olmaz. 70 gün çarşaf değiştirmediğinizi düşünün ki ta Mayıs ayına kadar denizde kalmam söz konusu! Güverte temizliği konusunda titizliği sürdürmem şart...
Dün bir vakit, Brezilya ile Angola arasında yarı noktayı geçtim; ama Brezilya sahili çok geçmeden batıya dönünce yine yarı çizginin doğusunda kalacağım.
İki gün önce sabah güvertemde iki büyük uçan balık buldum. Öğlen vakti yüzgeçlerini kırptım, kafalarını kesip pullarını ve içlerini temizledim. Bu balıklarda iç organ yok gibi, bağırsak niyetine sadece ince uzun bir kese var... Küpeşteden kolumu sarkıtıp balıkları deniz suyuyla duruladım, sonra kılçıklarıyla hiç uğraşmadan eşit uzunlukta dörder parçaya doğradım. Elimde tutarak su kaynattığım ufak gazlı ocağımın iki ayrı kabı var. Bunlardan birini çayımda kahvemde garip koku olmasın diye sadece su kaynatmak üzere kullanıyorum. Doğradığım balık parçalarını diğer kaba koydum, üzerine sarmısaklı tuz katıp örtecek kadar su ekledim. Parçalar ufaktı, iki fokurdayınca hemen pişti. Pişmiş uçan balıktan kılçık temizlemek daha kolay. Balık suyunda da ince bulgur kaynattım, gayet güzel yemek oldu.
|
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 10 Toplam: 18 |