Yatay bir oluşumun, seçimsiz doğuşuydu bedenimiz. Zihnimiz
kendimizi tanımaya henüz hazır değilken açtık gözlerimizi. Nerden bilirdik ki
çembersel bir yaşamın içinde, ömrün yarıçapına uzak bir noktaydık sadece. Her
ilerleyişimiz, çemberin dışına taşabilmek ve kesişen iki doğrunun biri
olabilmek içindi…
Radyo dinliyorum. Klasiktir bu bende, yıllardır TRT FM dinleyicisiyim. Bugün, yine, Levent Tülek ve Pelinsu Pir’in bir kadın bir erkek programını dinliyorum. Konu; Türklerin misafirperverliği.
Avuntu, bir avuntu arıyordum kendime. Belki de bir mutluluk şurubu ya da bir iyilik, kim bilir? “Pertev Bey” dediler. “Git bi’ görün bakalım, iyi olacak mısın?” Pertev Bey, bir doktormuş. Yaman bir hekimmiş hem de. Tavsiye verenler öyle dedi. Ne yapar, ne eder bulurmuş bir çare. Biz de koyulduk yola bir deva aramak niyetiyle. Ne engebeler, ne badireler atlattık ona varana değin. Ama değdi doğrusu; sonunda hekim beyin kapısının önündeydik.
Ahmet Kaplan, Kayserili bir çoban. Bütün hafta koyunların başında duruyor, pazar günleri Kayseri'ye inebiliyor. Parası az olduğu için bir saat internete girebiliyor. Bir de eskiciden geçen haftanın gazetelerini alabiliyor. Hafta içi de koyunların başında gazete ve kitap okuyor.Bir gün, bir insan kaynakları ekinde bir meslek görüyor: